babannem

Babannemi kaybettik yakin zamanda. Eski dosyalarima bakarken gecen sene Kasim 2019’dan kalma bu yaziyi buldum. Anisina paylasiyorum. Bunu konusarak yazmistim, imla hatalarini duzeltmiyorum (sanirim bazi kisimlarini ilk yazdigimda duzeltmisim), nedense bana bu yazi, bu hatira boyle kalmali gibi geliyor. 

Çok uzaklardan yazıyorum bugün. iç Anadolu’dan, kucuk bir kasabadan köylerden. babaannemi yazıyorum. daha gençken yaptigi peynirleri, kavurmaları, etli bamya çorbasıni, irmik helvasını. Yalniz bunu yaziyorum ama babaannem hiç de hamarat bir kadın değildi. ne yemek yapmasını severdi, ne de çocuk bakmasini. her şey, çoğu şey, hep halama kalmıştı. Zavallı halam, tek halam, 4 hayir 5 oglanin içinde yalniz kalmış halam. babaannemin hikayesi Halam dan ayrılabilir mi, ve halamın hikayesi babaannemden dedemden ayrılabilir mi? Ben babannemi yazayim bugun, baska gun halami yazarim. 

babaannemin elleri buruş buruştur, yuzu kucuk, hatlari minyon, gozleri hafif cekiktir. Gucludur. çok yaşlı galiba 96 yaşında. Türkçesi çok iyi değildir, okuma yazması yok, hayatında tek başına hiç dışarı çıkmamış, bir alisveris yapmamış. Bir amcamın dediği gibi omru çocuk yapmakla gecmis. Azi ölmüs, cogu yasamis. Başi örtülüdür, saçları kınalıdır, çok uzundur. gevsek toplayıp örgü yapar. Salvar giyer, yeleklidir hep. Söyle hatırlıyorum babannemi:

Divanda oturmuş, gunduz vakti ama daha yeni kalkmış belli.  Gülüyor, eliyle işaret ediyor basortumu verin diye.  Hop eline veriyoruz ortuyu, kuzenim var yanimda. yanina oturuyoruz.  Bosver babanne takma simdi ortunu. saçları ne güzel değil mi babaannemin?  gülüyor, kina yapacaktim yapamadim diyor,  bir şeyler mırıldanıyor.  saçınin beyaz kısmı o kadar beyaz ki, hani bir cocugun gozlerine bakarsin, beyazi bembeyazdir onun gibi. kinasi ise hicbiryerde hicbirseyde olmayan bir renk, sadece onda var, o sacta, o anda. 

Vurgusu degisiktir babannemin, Dedim ya Turkceyi cok iyi konusmaz. Hayati cocuklari, ve cocuklarinin cocuklaridir. Gelinleridir. ondan gayrisini cok da bilmek istemez.  onu bu oturdugu divandan, oturdugu evden kopardığım koparabildiğim nadir anlardan biri  çok eski bir anıdır.  babaannem denizde,  giysileri ile girmiş denize, tasla su döküyor kafasina.  biz guluyoruz,  o da guluyor.  tekrarlıyor,  bir de ben deneyeyim, neymiş bu?  Nesi varmış bu denizin? Boyle mi oluyor?  Oyle bir şeyler. Kafasina bir tas daha dokuyor. Sakalasiyor biliyoruz. Niye girmis denize ne zaman hatirlamiyorum. Denizin mavisi, yosunun yesili, babannemin kahve rengi. 

Baska bir zaman, eline kizimin oyuncagini almis, iki eliyle tutuyor. bir bakıyor, bakıyor, elinde evirip çeviriyor. Bu nedir bu, baykuştur?

yok babaanne penguen!

aklına yatmıyor, baykuştur? hayir babane degil. ama anlatamazsın. babaannemin kafasında o bir baykustur. belki köyde görmüştür, belki biri anlatmıştır. penguen ne arasın İç Anadolu’nun bozkır, kurak, yoksul köyünde. Toplasan 10 agac anca vardir, 10 agacin dibinde 10 tavuk, bir uyuklayan kopek, uzaklarda koyun cingiraklari… Bana kalırsa yaşamadığı şeyler yoktur babaannem için, ya da önemli değildir.

babaannemi yazıyorum çünkü bana kaybolan bir dünyayı hatırlatıyor. babaannemin dünyasıyla benim Dünyam çatışıp bir top oluyor,  hergun gittiğim yollarda, metroda trende, su dilenen evsiz herifin onunde yuvarlanıp pat diye onume dusuyor. Bugun hic yazmayacaktim ama simdi oturup babannemi yazdim, birseyler cikacak firlayacak onume bekliyorum. 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close